Free Web Site - Free Web Space and Site Hosting - Web Hosting - Internet Store and Ecommerce Solution Provider - High Speed Internet
Search the Web

                                                        DUYGULARIMIZIN KİMYASI

             Duygular hayatımızın alevidir.Duygularımız kırılgan,us dışı ve karmaşık olup hayallerle karışıktır.Duygularımız bizi sonsuz bir mutlulukla kendimizden geçirebilir veya deliliğe kadar götürebilir.Duygular nasıl oluşur?Neyle beslenir?Niçin söner?Bilim için duygular hala alınması zor bir kaledir.Fakat bu konuda ki buluşlar hızla artmaktadır.Bilim davranışlarımızın kökeninde yatan duyguların kimyasal sırlarını çözmeye başlamıştır.Kısacası beyin nasıl ''aşk'' salgılıyor, artık biliyoruz.Duygu ,hayal ve davranışlarımızı yaratan organ beyindir.Beyin belleğin de merkezidir.Bütün duygu yolları beyin denen kaleye tırmanır.Aklın vatanı olan bu organ aynı zamanda us dışı davranışları da hücrelerinde saklamaktadır.Duygularımızın hepsi akla uygun olsaydı,belki yaşam bu kadar güzel olmazdı.Mantık hayatımızın çelik temellerini oluştururken,duygular bir kır çiçeği yumuşaklığıyla ruhumuzu renk renk tüllere sarmaktadır.Duygularımız olmasaydı,insanlık tarihinde ulu bir amaç uğruna kendini feda edenlerede rastlanmayacaktı.İnsanların hepsi yatağında ölecekti.Sanat olmayacaktı.Jane Eyre'deki genç kız,kendisinden bir hayli yaşlı Rochester'i ölesiye bir aşkla sevmeyecek ve bunu anlamaktan aciz basit insanlarla uğraşmayacaktı.Şair Shelley'in uğruna kadınlar intihar etmeyecekti.Anna Karenina tren tekerlekleri altına kendini atmayacak ,Uğultulu Tepeler'deki eski çiftçi yamağı,sevdiği asil kadın ölünce aklını kaybedip onun hayalini görmeyecekti.Duygular olmasa ulusal kurtuluş savaşları ve devrimler olmayacaktı.Duygular insanı insan yapan şeylerin başında gelmektedir.Duygular insanı bazen tahrip etse de insanlığı tahrip etmemekte,yüceltmektedir.Güzel bir çelenk yapmak için ne yazık ki çiçekleri koparmak gerekiyor.

          Beynimizin milyarlarca hücresinden boşalan sinirsel salgı maddeleri,duygularımıza,hormonlarımıza, kalbimize ve diğer organlarımıza kimyasal emirler taşımaktadır.En alt katta,refleksler ve içgüdüsel davranışların merkezi olan ''sürüngen beyni''(reptilien beyin),en üst katta en gelişmiş olan ve aklın merkezi sayılan ''yeni memeli beyni''(neo-korteks) vardır.Orta katta ''limbik beyin'' denilen küçük bir merkez bulunur.Bu kat hipotalamus bölgesinden ve küçük sinirsel çekirdeklerden oluşur.Limbik beyin duyguların merkezidir,ayrıca burada güdü(motivasyon)ve büyük hayatsal görev (açlık,susuzluk,saldırganlık,cinsellik) merkezleri bulunur.Hayvan deneyleri bu bölgenin önemini açıkça ortaya koymuştur.Hipotalamusun elektrikle uyarılması hayvanın sperm çıkartmasına (ejakülasyon),tahribi ise cinsel gücün kaybına (impotans) yol açmaktadır.Bu üç kat kendi aralarında haberleşir ve etkileşir.Aslında duygularımız limbik beyinde yoğunlaşmışsa da,beynin 30 milyar hücresinin tümünü ilgilendirir.Son yıllarda biyokimya ve nörofarmokolojide ki ilerlemeler,sinir hücrelerinden (nöron) salgılanan yüz kadar küçük molekül ortaya koydu;bunlara sinirsel iletim maddeleri (nöromediatör veya nörotransmitter) denmektedir.Nöronlar bu maddeler sayesinde haberleşir.Sinaps denen nöronlar arası aralıklarda sinirsel elektrik kesintiye uğrar;iletimi bu moleküller sağlar.Nöromediatörler iç ve dış çevremizden gelen uyarılar ve belleğimizdeki anılarla salgılanır.Hücrelerin yüzeyinde reseptör denen proteinler bulunur;nöromediatörler ,anahtar kilide girer gibi,kendilerine uyan reseptöre yapışırlar.Hücrede bir reaksiyon çağlayanı başalar ve bu,belli davranışlara neden olur.Cambridge Üniversitesi'nden  Barry Averitt, dişiyle yalnız bırakılmış erkek sıçanların hipotalamusuna beta-endofrin enjekte ederek ne olacağına baktı.Birinci sahne:Erkek, ''matmazel''e yaklaşarak ona şeref verir.İkinci sahne:Erkek ateşlenerek,küçük eşiyle çiftleşmeye başlar.Giderek hipotalamusunda endorfinler artar.İlk süpriz :Sıçan bir Don Juan olur ve dişisiyle üst üste defalarca birleşerek onu göklere çıkarır.Üçüncü ve son sahne:Kafese ikinci bir dişi sıçan sokulur.İkinci süpriz:Yeni dişi,erkek üzerinde bir yer solucanı kadar bile etki yapmaz.Bilinmeyen bir nedenle erkek sıçan ilk dişisine sadık kalır,yeni gelen dişiyle ilgilenmez.Acaba bazı erkeklere endorfin vermekmi gerekecek ''sadakat'' için? Bir diğer nöromediatör dopamin'dir.Gönüllü erkeklerde deri altına apomorfin (dopamin etkisi gösteren kusturucu bir ilaç) verildiğinde 75 dakika süren cinsel organ sertleşmesi görülmüştür.Dopamin eksikliği Parkinson hastalığı (titremeler ve kaslarda sertylik),dopamin fazlalığı ise şizofreni(erken bunama)yapmaktadır.Dopamin yalnız cinselliği ve hareketleri değil,duygularıda etkilemektedir.Örneğin şizofrenlerde duygu hayatı çok değişir.Şizofrenin duygu hayatı körleşmiştir.Şizofren sevmez,nefret etmez,sevinmez,üzülmez vb.Şizofrenin duygu hayatı yarılmıştır.(şizo=yarık.fren=ruh)Bir şizofren aynı kişiyi hem sevebilir,hemde ondan nefret edebilir;buna ambivalens (karşıt değerlik) denmektedir.Bir şizofren gülerek ''bu gün babam öldü'' veya ağlayarak ''sınıfta birinci olmuşum''diyebilir(şizofrenlerin zekaları normal veya üstündür).Şizofren hiç bir insanı sevmezken bir kediyi ,bir atı veya bir insanı çılgın gibi sevebilir.Bütün bunlardan dopamin fazlalığı sorumludur.Parkinsonda dopamini artıran ,şizofrenide dopamini azaltan ilaçlar uygulanır.Dopamin zevk oluşmasını,cinsel davranışları,üremeyi,süt vermeyi ve daha genel olarak beynin hormonal davranışlarını etkiler.Şizofrenin dopamin karşıtı ilaçlarla tedavisi sırasında Parkinson belirtileri,memelere süt gelmesi ve iştah artışı olur.Böbreküstü bezlerinden salgılanan ve sinir uçlarında nöromediatör olan noradrenalin ve duygularımızı derin bir şekilde etkiler.Depresyonda (hastalık derecesinde üzüntü halleri) noradrenalin beyinde azalmış,idrarda ve beyin omurilik sıvısında artmıştır.Depresyon tedavisinde beyinde noradrenalini artıran ilaçlar verilir.Noradrenalin cinsel heyecanlarda da rol oynamaktadır.Örneğin amfetamin denen uyuşturucu maddeyi damar yoluyla yüksek dozda kullananlar,kendiliğinden cinsel doyuma (orgazm)erişmektedir.Amfetamin,noradrenalin benzeri bir maddedir.Sevgilisini görünce kalbi hızla çarpmaya başlayan insanlarda  da bu nun nedeni kana noradrenalin deşarjıdır.Serotonin ise cinsel istekleri azaltır.Serotonin uyku ve rüyalarla  da ilgilidir.İntihara teşebbüs eden depresyonlularda  beyinde serotoninden türeyen 5-HIIAA(5-hidroksi indol asetik asit)azalmış bulunmuştur.Depresyonda GABA(gama-amino butirik asit) ve dopamin yollarında da bozukluk vardır.Depresyonda beyinde asetilkolin artmakta ,mani'de ise (depresyonun karşıtı cinsel davranışsal taşkınlık hali,halkın manyak dediği) asetilkolin azalmaktadır.Hipofiz bezi ön lobu cinsel hayatımızdan sorumlu iki hormon yapar:Lüteinizan hormon (LH) ve follikül stimülan hormon (FSH) .Hipofiz bezinin bu hormonları salgılamasını,hipotalamusdan salgılanan LHRH (salgılatıcı hormon ) sağlar (buna GnRH da denir,yani gonadotropin salgılatıcı hormon ; R.releasing=salgılatıcı karşılığıdır).LHRH 10 aminoasitli bir peptid'dir. LH ve FSH ise glikoproteinlerdir.FSH yumurtalıkta yumurtayı olgunlaştırır. (sarı cisim yumurta,fallop tüplerine atıldıktan sonra yumurtalıkta oluşan ve ikinci tip kadınlık hormonu (progesteron) salgılayan geçici bir dokudur).LH erkekte erbezlerinden erkeklik hormonu (testosteron) salgılatır. LHRH salgısını testosteron,östradiol ve progesteron düzenler (feedback). Seks hormonları embriyonda cinsiyet belirlenmesini ve beynin erkekleşmesini veya kadınlaşmasını düzenler.Buluğ çağında kızda memelerin büyümesini ve adet başlamasını,her iki cinste cinsel organ ve koltuk altı kıllarının çıkmasını ve cinsel istek doğmasını sağlar.İlginçtir ki,erkeklik hormonu (testosteron) hem erkekte hem de kadında cinsel isteği artırmaktadır.Yine ilginçtir ki,eşcinsellerde erkeklik hormonu verilmesi onları karşı cinse yöneltmemekte, eşcinsel seksüel istekleri artırmaktadır. Testosteron erkekte erbezlerinde Leydig hücrelerinde,kadında böbreküstü bezlerinde ve yumurtalıklarda yapılmaktadır.Böbreküstü bezi tümörleri,kadınlarda erkekleşme ve küçük erkek çocuklarda erken buluğ yapar.Bir çok kişinin sandığının aksine, erkeklerde kan testosteron seviyesi  (% 0,6 mikrogram) 75 yaşına kadar azalmaz,kısacası bir erkek,erkeklik görevlerini 75 yaşına kadar aksatmadan yerine getirebilir.Buna karşı genç bir erkekte cinsel güçsüzlük olabilir. Bu gibiler LHRH, LH veya testosteron enjeksiyonlarıyla normale dönebilir.Erkek cinsel güçsüzlüğünde testosteron benzeri Proviron tablet de (mesterolon) çok etkilidir(Türkiye'de de var). Erkeklerde her gece rüyalar sırasında (REM uykusunda),yani gecede 5 kere,cinsel organ refleks olarak kendiliğinden sertleşir.Bu olay testosteron'un omurilikte ,belli merkezleri etkilemesine bağlıdır.Gece sertleşmelerinin kaybı,testosteron yetmezliğinin belirtisidir.Penise gece takılan özel bir cihazla bu hemen anlaşılabilir.Testosteron tedavisinin etkisi böylece ölçülebilir:Gece sertleşmeleri tedavi ile normalleşir.Hipofiz önlobunda prolaktin hormonu yapılır.Prolaktin lohusalıkta memelerden süt gelmesini sağlar.Hipofizin prolactinom denen tümörlerinde kadınlarda adetler kesilir ve memelerden süt gelir.Kısırlık veya cinsel güçsüzlük olan erkeklerin %5-10 unda nedeni belli olmadan kanda prolaktin artmış bulunur;Prolaktin artışı LH, FSH ve testestoronu azaltarak erkekliği yok eder.Prolaktin salgısını dopamin azaltır;prolaktin artışı dopamin gibi etki gösteren levo-dopa veya bromokriptinle önlenebilir.Prolaktinomlar beyin cerrahisi gerektirebilir. Kadınlarda cinsel isteğin,kadınlık hormonları olan östrojen ve progesterona bağlı olduğu sanılabilir.Fakat bu doğru değildir;çünkü menopozdan sonra bu hormonlar azaldığı halde kadında cinsel istek aynen,hatta bazen artarak devam eder.Östrojen cinsel istek sırasında vaginanın kayfan bir sıvıyla ıslanmasını sağlar. Menopozdan sonra vagina ıslanması (vaginal   lübrikasyon) kaybolur.Bu nedenle cinsel birleşme zor ve ağrılı bir hal alabilir.Bolca krem kullanılarak bu zorluk yenilebilir.Kadınlarda cinsel istek genellikle adet sırasında ve adet bitimini izleyen haftada (östrojen artışı) en çoktur.Ancak bazı kadınlarda adet öncesi haftada sinirlilik,kilo alma (şişme) ve gaz şikayetleriyle beraber (premenstruel sendrom) cinsel istekde artışta olabilir;bu son durumun testosteron artışına bağlı olduğu sanılmaktadır.

            Görülüyor ki tıp ''kimyasal insan'', keşfetme yolundadır.Ola ki yakın bir gelecekte bir hastanın tedavisi için şöyle kimyasal bir plan yapılacaktır:''Noradrenalini artır,prolactini düşür,asetilkolin ve GABA sistemlerini kuvvetlendir,serotonini devreden çıkar.'' Duygularımızı kimyasal yolla değiştirmek kesin olası.Narkotikler,alkol ve sigara, zevk yarattığı için alışkanlık yapıyor.Elimizde depresyon,şizofreni,mani vb yaratıcı moleküller var.Ancak aşkın yarattığı hüzünleri yok edecek ilaçlar varsa da,insana aşkını unutturacak bir ilaç henüz bulunamadı. Neyse ki, sevginin satrancını tek başına oynayanlariçin kazanmak yoksa da kaybetmek de yok.Ben hayalet satranççılar şiirimde bunu şöyle dile getirmiştim:

        Bense sensiz oynadım /Sevginin satrancını/Bir ömür/İzleyip adım adım/Günlerimi/Özlemle aldın öcünü/Ne yendim ne yenildim/Nede bitirebildim/Kalbimdeki oyunu/Simsiyah karelerden /Uçtular sana doğru /Hayalet taşlarım/Şahlar vezirler yarım/Filler ve atlar topal/Kaleler devrik/Tahtada gözlerin eksik/Açmazlarda kolum,kanadım/Kuralları unuttum/Seni unutamadım.

 Kaynak: Doç. Dr. Selçuk ALSAN      TÜBİTAK Bilim ve Teknik dergisi  Eylül 1991  Sayı:286              

                                                     İlgi alanları